HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR...

  • 20/5/2006 - Islâm bir renktir
  • İslâm, Allahın kendisine iman ettiğini söyleyen kulları üzerinde görmek istediği bir renktir. O renk izlenebildiği kadar Islâm hayatta vardır. O rengin diğer renkleri örtmesi, Islâmın diğer akidelere, sistemlere galebe çalmasıdır. Doğadaki bir rengin ışıkla buluşması, rengin niteliğini teşhir ettiği gibi, hayatın Islâm ve akidesi ile buluştuğu her yerde Islâmın rengi kendisini teşhir eder. Ibadetlerin her biri, hayatın üzerinde muhkem bir kural olarak bize ulaşan hükümler, kâideler bu rengin tonlarıdır. Hac o renkte bir tondur. Namaz apayrı bir tondur. Zekât bir tondur. Ticarete getirilen kâideler, faize konan yasak bir tondur. Evliliğe getirilen sınırlamalar bir tondur. Haramlar ve helallerle çizilmiş sınırlar o tonun tezahürleridir.
    Islâm bir bütün olarak görülecekse, Islâmî olan her şey o bütünün bir parçasıdır. Adı farz olduğunda belli bir oranda, sünnet olduğunda da belli bir oranda o bütüne ait bir parçadan söz edilmiş olmaktadır. Bir haramdan söz edilirken veya bir mekruhtan söz edilirken basit bir yasaktan değil, Islâmın kendisine teslim olanlarda görmek istemediği bir yasaktan söz edilmektedir. Bu açıdan bakıldığında Allaha ve Peygamberine ait ne varsa o, müslümanın sabit değerleri arasın-dadır. Zaman ve mekân daralmaları veya genişlemeleriyle niteliklerinde bir değişim yapılamaz. Nisbî de olsa, küçük bir zaman dilimi için de olsa, Müslümanlaşma rengi ile oynanamaz.
    Camiiler, camiilerin minareleri, şehirlere Islâm renginin verilmesidir. Kadının üzerinde, ölçülerini Kuran ve sünnetten alan bir tesettürün bulunması bir renk alma olayıdır. Tesettür kadındaki Islâm rengidir. Tesettürü muhafaza, tabii rengi muhafazadır. Yiyeceklerde haramlardan kaçınma, giyimde imanî ölçülere riayet, rengi soldurmama ciddiyeti olarak düşünülmelidir. Çünkü Müslümanın üzerindeki Islâmî renk, beşeri değildir. Allahu Teâlânın takdir ettiği ama kulun üzerine yansıyan bir renktir. Fert olarak da toplum olarak da, ilk nesilden son nesle kadar aynı değerlerle korunması gerekmektedir.
    Hayatın her anında ve her mevkiinde Islâmın rengi vardır. Güneşin ışığını yayarak, eşyanın orijinal renklerini ortaya çıkardığı gibi Islâm da insanların gerçek renklerini ortaya çıkarmıştır. Islâmla ölçüldüğünde kimine mü´min, kimine kâfir ve kimine de münafık denmiştir. Mü´min olmak, Islâm rengi ile boyanmış olmaktır. Kâfir olmak da yabancı bir rengin esiri olmaktır. Renk karışıklığı ise münafıklık olarak belirmektedir. Tabii renkte sabit kalmak fıtrîlik, diğer bütün renkler ise sunîliktir.
    Kimlikler korunmalıdır
    Güne namazla başlamak, yemeğe besmele ile başlamak, ekonomide faizsizliği ve helali ölçü olarak görmek kimliği sahiplenmektir. Bir güne namazsız başlamayı renkte bir ton kaybı olarak görememek ve o oranda hassas olamamak ise, renkten kaybolan tonların, meydana gelen çiziklerin renksizleşmeye, kimlikten yoksun bir hayatı yaşamaya sevk edeceğini düşünmek kaçınılmaz bir gerçektir.
    Belki, besmelesiz başlanmış bir yemek haram değildir. Besmelesiz yemek dinden çıkmak değildir. Selam vermeden konuşmaya başlamak sövmek kadar ağır bir cürüm değildir. Sağ ayakla girilecek yere sol ayakla girmek keffâret gerektirecek bir günah değildir. Belki sünnet namazlar-dan birini kılmamakla bütün hasenat mahvolmuyor. Her gün bir cüz Kuran okumayan, yatarken Mülk suresini okumadan yatan, namazdan sonra tesbihat yapmayan, imkânı olduğu halde umre yapmayan bir daha dönüşü olmayan uçuruma yuvarlanmıştır denemez. Evet, bunlar tek başına uçurama yuvarlamıyor. Ancak boyanın hammaddesi bunlardan oluşuyorsa, bir iki derken elimizdeki bütünü kaçırma riski altında bulunuyoruz demektir.
    Günışığı altında kalan nesnelerin tabii renklerinin solmasını önleyemedikleri gibi, Islâmdan başka inançların, sistemlerin etkisi altında yaşayan Müslümanların da renklerini muhafaza sıkıntısı yaşadığını inkâr edemeyiz.
    Mesela çocuklar
    Çocuklarımızın alacağı renk, o rengin yabancı bir tondan olması önemli bir meseledir. Çocuklarımızın iyi bir mü´min olmaları bizim sorumluluğumuzdadır. Onların mü´min kimliklerini biz oluşturacağız. Bu görevimiz için de en uygun zaman dilimi elimizin altında, sözümüzü dinleyecekleri zaman dilimidir. Ancak, bizim onlara iman aşısı yapmamız gereken dönemlerinde, bizim dairemizde kalabilecekleri yer ve zamanın git gide daraldığını görüyoruz. Mayalama dönemin-deki ihmalimizi telafi edebileceğimiz yeni fırsatlar belki de bir daha elimize geçmeyecektir. O döneme ait görevler o zaman yerine getirmemiz gereken görevlerdir. Ihmallerimiz veya şartları zorlamaya üşenmemiz bir bedel getirecektir. O bedel de Islâmi kimliğimizin erimesi bedelidir.
    Bin, birlerin toplamıdır
    Allahın ahkâmından taviz verme gevşekliğinde bir kereliğine gibi pek de masum olmayan bir saplantı yaygınlaşmış bulunmaktadır. Ev kredisi tüketecek olan, sonra tövbe etmek üzere bir kereliğine faize bulaşıyor. Yabancı bir bayanla el sıkışması gereken de o pozisyonda utanmamak veya işinin görülmesini engellememek için o anda bir defalığına tokalaşıyor. Genç bir kız, düğününde bir defalığına haramları deliyor. Hâlbuki bu bir defalığına gösterilen gevşekliklerin doğal sonucu, istendiğinde kaldırılabilen yasaklar, ihmal edilebilen emirlerden meydana gelen bir Islâm anlayışına sahip olmaktır. Bu ise Islâm değil, muharref Yahudilik ve muharref Hıristiyanlıktır.
    Allahın boyası ile boyandıktan sonra o boyayı korumak, o boya ile övünmek esastır. Allahın boyası dışındaki bütün boyalar, Onun verdiği rengin dışındaki bütün renkler hilelidir.
    Rengimizi korumak, onu soldurmamak imanımızın gereğidir. Cihadımız odur.
    "Bu din, Allahın verdiği bir renktir. Kim Allahtan daha iyi bir renk verebilir?" Bakara,138

    Nureddin Yıldız

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/5/2006 - ABD VE İŞGALLERİ ...bitmeyen arkasi yarin......
  • İşgal ve savaş senaryoları


    Son günlerde ABDnin İran'a yönelik saldırganlığının dozu giderek arttı. Uluslararası strateji kurumları olası müdahale senaryoları üzerinde çalışıyorlar ve bunlar arasında Türkiye ile İranın karşı karşıya getirilmesine dair modellemeler de bulunuyor. ABDnin Irakta uyguladığı yöntemlerin, örneğin ambargo ve bombalamalar yoluyla savunma sistemlerini zayıflatma, komşularıyla savaştırma, siyasi meşruiyetini ortadan kaldırma gibi yöntemlerin İranın kuşatmasında da kullanılacağı ve nihai darbenin ondan sonra vurulacağı iddia ediliyor. Savaştırılacak komşular arasında en kuvvetli adayın Türkiye olduğunun altı çiziliyor. Çeşitli askeri ve siyasi ve stratejik mülahazalar geliştiriliyor. Irakın işgaliyle başlayan sürecin jeopolitik analizlerin konusu olduğu muhakkak. Ancak, 11 Eylülden bu yana yaşananlar, Müslümanlar tarafından ulusal çıkar ve stratejiler açısından ele alındığı sürece, Orta Doğunun ABD merkezli batı koalisyonunun çıkarları doğrultusunda paylaşılmasının önüne geçilemeyecektir. Zira, içinde bulunulan küresel işgale, tek tek ülkesel stratejilerin yapılandırılması yoluyla karşılık vermek olanaklı değildir. Yapılması gereken, ulus-üstü bilince yaslanan İslâmî bir jeopolitiğin geliştirilmesidir. Aslına bakılırsa, 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde bu tür bir jepolitiğin genel hatları oluşturulmuştu. Genel adı Ittihad-ı İslâm olan bu yaklaşımın düşünsel çerçevesi Afgani, Benna gibi İslâmcı düşünür ve eylem adamları tarafından çizilmiş, Türkiye İslâmcılığının hemen bütün halkaları tarafından da dillendirilmişti. Örneğin Afganî, sömürgecilikten kurtulan Müslüman halkların kuracağı ulus devletlerin zamanla bir ümmet birliği meydana getireceklerini varsaymış; bu birliğin İslâm ülkeleri açısından önemini vurgulamış; Bediüzzaman üç yüz milyon din kardeşinin ortak çıkarlarını gözetmek yerine ulusal temelli ortaklıklar arayan Müslümanları sert bir dille eleştirmişti. Her iki yaklaşımın altını çizdiği husus, Müslümanlar açısından ulusal çıkarların bile İslâm birliği temelinde tanımlanması gerektiğiydi.
    Graham Fuller ve Ian Lesser, - medeniyetler çatışması tezinin diğer sahipleri gibi bu idealin gücünün ve taşıdığı potansiyellerin bilincindeydiler. Ikili, Kuşatılanlar: İslâm ve Batının Jeopolitiği başlıklı kitaplarında "siyasal İslâmın -stratejik zayıflık yerine- daha fazla eşitliğe dayalı bir konumda pazarlığa katılmak üzere, kendinden güçlü olan batı ile ilişkilerinde Müslüman devletlerin reel gücünü genişletmeye uğraşacağını" belirtmekteydi. Kitapta Müslüman ülkelerin emperyal batı saldırganlığına karşı bir dayanışma cephesi oluşturmalarının önkoşulları; bunu engelleyen faktörler (etnik kimlik, bölge ve mezhep farklılıkları, farklı sosyo-ekonomik temeller, farklı toplumsal algılar) tek tek ele alınarak çözümlenmekteydi. Bunlar, kuşkusuz, İslâm dünyasının bir bütün olarak batının karşısına dikilmesine karşı hangi önlemlerin alınabileceğine dair analizlerdi ve İslâmın bütünsel bir jeopolitiğinin olabileceğine dair güçlü bir vurgu taşımaktaydılar. Nitekim, metnin yazılmasından sonra geçen on yılda Amerikan merkezli batı dünyası, fiili askeri işgallerle ve bunlara karşı topyekün direnişi önlemek üzere etnik, mezhebi ve toplumsal farklılıkların hepsini Müslümanlar aleyhine kullanmak suretiyle kendi jeopolitiğinin gereklerini yerine getirdi. İslâm dünyası ise, batının kendisinden daha iyi bildiği potansiyellerini unutmuş durumda. İslâmın bütünsel jeopolitiğinin yerini ulusal ve etnik çıkarların minimalize edici etkileri almakta. Irakta mezhep çatışmaları direnişin etkilerini kırmak üzere harekete geçirildi. Şimdi Türkiye ile İran arasında, "mevcut olmayan" çatışma alanları yaratılmaya ve Türkiye İrana karşı taşeronlaştırılmaya çalışılıyor. Lübnandaki siyasi güçler Suriyeye karşı güdüleniyor. Ortadoğu, Büyük Orta Doğu Projesi hedefleri doğrultusunda parçalanıyor ve her parçası birbirine düşman kılınmaya çalışılıyor. Tam da bu bağlamda, ümmet diye bir şeyin varolduğunun, ittihad-ı İslâmın ulaşılabilir bir rüya olduğunun ve bunlara ancak İslâmi bir jeopolitiğin siyasi gereklerinin yerine getirilmesi yoluyla ulaşılabileceğinin hatırlanması gerekiyor. Irakta olup bitenlere sessiz kalınması İran ve Suriyeyi hedef haline getirdi. İrana yapılacaklara sessiz kalmak ise doğrudan Türkiyeyi hedef haline getirecektir. Kimse kullanım süresinin sonsuz olacağı vehmine kapılarak konumlanmamalıdır.

    Alev Erkilet

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/5/2006 - Merhaba/ "ticari takiliyorum biraz"....
  • Kardeşim bence karamsar olmayiniz.hiç beklenmedik bir anda ummadık bir işe yarar bu teknoloji de,Allah razi olsun dersiniz....Neyse..Görelim Mevlam Neyler.,Neylerse Güzel Eyler....

     

    Bu arada elimde ingilizce öğretim seti var.Almak isteyen varsa kargo masrafı Ege bölgesi dahilinde bana ait.

    "Daylight English" General English seti.isteyene teferruatı yazarım.saygılar....

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/5/2006 - EsselamAleykum
  • Merhaba Blogcu kardeşler...Araniza yeni katildim....İnşallah en güzel şekilde istifade ederiz bu kardeşlikten....Alah'a Emanet olunnn.....SELAMETLE..

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    ben bir garip cezveyim köşe bucak gezmeyim.... halim soran olursa,bu dünyadan bezmeyim...Rasulullah aşkına,be ey gafil ümmet!Def et mel'un şeytanı Şerri,İsyanı Terk Et!!

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • nihavend
  • mehmetdemir

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 1
    Son Sayfa |